“Private Prison” denilen hapishane özelleştirmeleri ABD’de 1980’li yıllarda başladı. Reagan ve Bush hükümetleri döneminde başlayan, 90’lı yıllarda ise Clinton döneminde bugünkü boyutuna ulaşan bir uygulama. Devletin belirleyiciliğinde olan cezalandırma kurumlarını kapitalist şirketlerin almasıyla “özelleşen” bir başka alan. Bizler için “devlet” ve “kapitalizm” arasındaki işbirliğini açıkca ortaya koymasının ötesinde “suç”, “suçlu”, “cezalandırma” vb. konuların tartışılmasında, sistemin dinamiklerini anlamak için çarpıcı bir örnek.

Corrections Corporation of America (CCA), ya da kısa adıyla CoreCivic cezalandırmanın bu “infaz” faktörünü hayata geçirmek için çalışan en büyük firmalardan biri. ABD’nin tüm eyaletlerine yayılmış yaklaşık 61 tesiste “hizmet veren” şirket, 1983 yılında göçmen gözaltı merkezi olarak kurulmuş. İki yıl öncenin verilerine göre 34 eyalet hapishanesi, 14 federal hapishane, 9 göçmen gözaltı merkezi, 4 nezarethaneden oluşan tesis, Wackenhut isimli bir başka şirketle beraber, ABD genelindeki bütün tutsakların %75’inin yattığı hapishaneleri kontrol ediyor.

İşin göçmenlerle ilgili olan kısmı önemli. Önemli çünkü devletin göçmenleri geldikleri yere göndermek ya da işlemlerini yapmak için bekletmek amacıyla “tuttuğu” gözaltı merkezlerinin üçte ikisi, bu özel şirketler tarafından kontrol ediliyor. Tutsak göçmenlere yönelik taciz, tecavüz ve şiddet haberleri ise son dönemde toplumsal muhalefetin geniş çaplı eylemleriyle durdurulmaya çalışılıyor.

Kuruldukları günlerden bugüne özel hapishaneler için hükümetlerin değişmesi bazı farklılıkların yaşanmasına neden olacakmış gibi görünüyor. Ancak işin ekonomik kısmındaki ufak oynamaların dışında, bu şirketlerin varoluşunu tehdit eden bir soruna henüz rastlanmış değil. Aslında rastlanması da pek mümkün değil, zira devlet bu şirketlerin yapısını teşvik etmek için çeşitli “garantiler” vermeye devam ediyor. Örneğin Corrections Corporation of America, bulunduğu eyaletlerle yaptığı kontratlara bir madde ekliyor. Mother Jones dergisinin verilerine göre şirketin zararı, %96 doluluk oranının sağlanamadığı yerlerde bizzat eyalet yönetimi tarafından karşılanıyor.

Anlatılanlar sözde özgürlükçü, devleti küçültmeye çalışan bazı liberal kuramcılar için adeta bir ütopya gibi. Hapishaneleri, hastaneleri ve hatta yolları özelleştirmenin nasıl mümkün olacağı üzerine düşünülürken ısrarla atlanılan, kapitalizmin belli kişilerin kar hırsına nasıl alet olabileceğini göstermek için çarpıcı örnekler vermek mümkün. Öyle ki bu “özel” kuruluşlar, hangi hapishanede kimin, nerede yattığını bile takip etmedikleri için, pek çok tutsağın durumuna dair de en ufak bilginin alınamadığı biliniyor. Bu gibi bir sistemin taraftarlığına savunanlar, herhangi bir yakınlarının özel hapishanelerde “misafir edilmesine” ne kadar göz yumarlardı dersiniz?

Şirketleşen Hapishanelerin CEO’ları

Bu şirketler kimler tarafından yönetiliyor peki? Yine CoreCivic’ten bir örnek; şirketin en büyük hissedarı Vanguard Group isminde, merkezi Pensilvanya’da bulunan devasa bir yatırım ortaklığı. Coca-Cola’dan Ford’a, General Electrics’ten McDonalds’a, Apple’a, Facebook’a hatta Microsoft’a, IBM’e varana dek bütün bu büyük markalarda hissesi bulunan ortaklarından biri Vanguard Group ve tabi ki CoreCivic’in…

ABD Başkanlık seçimlerindeki koltuk yarışlarında da özel hapishaneler seçim stratejilerinin etkili birer parçası haline gelmişti. Bu şirketlerin en büyüklerinden biri olan GEO Group’un ise Donald Trump’la kurduğu sıkı ilişkiler, onun seçim kampanyasına yaptıkları son derece “duygusal” katkılar, 2008 yılında iktidara gelen Obama’nın tehdidiyle hisse kaybetmelerine yol açmıştı. Tabi ki bu durum GEO’yu durduramadı. Seçimden önce desteğini esirgemeyenler, Trump’ın zaferinden sonra da gerektiği gibi ödüllendirildi.

ABD’de Köle Emeğinin Piyasası

Kropotkin, hapishaneler üzerine yazdığı “Suçun Yetiştirme Yurtları: Hapishaneler” isimli yazısında hapishane emeğini köle emeği olarak tanımlıyordu. Tıpkı onun yaşadığı yıllarda olduğu gibi hapishanelerde özgürlüğünden mahrum edilenlerin emeği de bugün farklı iktidarların ceplerini doldurmaya devam ediyor. Geçmişte devletin kasasını besleyen tutsak sömürüsü, bugün yarattığı piyasayla kapitalist patronların ceplerini doldurmaya devam ediyor. Değişmeyen tek şey ise tutsakların çalınan yaşamları, sömürülen emekleri oluyor.

 

Abdülmelik Yalçın

[email protected]

 

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 47. sayısında yayınlanmıştır.

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , , , , ,

Giriş
Login