Yaşadığımız coğrafyada 2002 yılı, başta iç politika olmak üzere pek çok açıdan siyaset mimarisinin neredeyse baştan aşağı güncellenmesinin başladığı yıl olmuştu. AKP’nin 3 Kasım seçimleri sonrası iktidara gelmesi ve zamanla “fabrika ayarlarına” dönmesiyle belirginleşen bu yeni durum, muhalefet saflarında da saf bir AKP karşıtlığı olarak yansımasını buldu.

AKP öncesi dönemde muhalefetin genellikle iktidarda olan partiye atıfta bulunmadan -doğrudan- sistemin siyasal ve iktisadi erk sahiplerini hedef alan mücadele pratiğiyle tezat oluşturan bu yeni durum, geleneksel siyasi çizgileri birbirine zıt politik çevreleri “karşıtlık” üzerinden bir araya getirdi. Ya da en azından bu potansiyeli barındırdı. Gerek mecliste gerekse seçimler ömuhancesi gündeme gelen ittifak senaryolarında somutlaşan “asgari ortak payda” stratejisi, muhalefetin kendi gücünü ve yapabileceklerini iktidar partisinin gücüne odaklayarak sınırlandırdı. Esas olarak “seçim kazanmak için” kurulmuş bir parti olan AKP’nin “bu uğurda” yaptıklarını ve yapacaklarını unutturdu. Bu “unutkanlık”, amacına ulaşma yolunda her geçen gün “ustalaşan” AKP karşısında, her seçim yeniden ve isteyerek sıkışılan seçim sandığı ve sandığa hapsolan mücadele yöntemleri olarak tezahür etti.

Esas olarak %50’ye karşı %50 olarak formülize edilen mevcut sosyo-politik manzarada iktidar partisi cenahı ise muhalefetin “karşıtlık” stratejisini siyasetsizlik olarak tanımladı. Bunu “karşı mahalleden” oy devşirerek var olan dengeyi bozma stratejisi izledi. Kemikleşmiş AKP’li profilinin aksine, bir dönem de olsa muhalefette bulunmuş kişilerle hayata geçirdi. Bu isimler dönem dönem değişkenlik gösterse de geliştirdikleri argüman, muhalefete atfettikleri “anti-AKP’lilik” kimliği ve bu paralelde getirdikleri siyasetsizlik eleştirisi oldu. “Anti-AKP siyasetsizliğiyle” aynı fotoğraf karesinde bulunmak istemeyen, beri yandan da muhalefeti iktidar cenahından eleştiriyor görünmekten kaçınan bu çevreler, muhalefet karşıtı bu pozisyonları için “anti-anti AKP” tanımını -kah açıktan kah dolaylı yoldan- kullandı. Siyaset yapma tarzlarını bu minvalde inşa etti.

Muhafazakar-sağ siyasi terminolojiye uygun bir söylem ve stratejiyle, diğer %50’nin safında gedik açma ve “anti-AKP siyaseti eleştirisi” olarak tanımlanabilecek bu projenin öne çıkan isimlerinden biri de eski Marksist Halil Berktay’dı. Mevcut iktidarı değiştirmeye odaklı muhalefeti Berktay, bu politikaları paralelinde devrimci değil, “devirmeci muhalefet” olarak tanımladı. Bu rolüyle bir dönem, hasbelkader bulunduğu “devrim” saflarından karşı devrime “hicretinde” iktidar sahiplerine de rüştünü ispatlama yolunda mesafe kat ediyordu. Kabaca, muhalefetin ya da toplumun bir kısmını, “muhalefet karşıtlığı üzerinden” iktidar partisinin politikalarına angaje olmaya zorlayacak bu projenin hala güncelliğini koruduğunu söylemek mümkün.

Kendisini anti-anti AKP’li olarak tanımlayan Berktay nezdinde iktidar, asıl olarak bu projeyle muhalefeti makul sınırlara çekmeyi ve zamanla “mümkünse” ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Diğer taraftan sokak da “makbul olan ve olmayan” eylem ayrımıyla kriminalize ediliyor. Berktay’ın “devirmeci muhalefet” söylemiyle ilişkilendirirsek Gezi Parkı eylemlerinden yolsuzluk protestolarına kadar, muhalefetin tüm sokağa çıkış girişimleri hükümeti devirmeye odaklı ve birbiriyle bağlantılı darbeler bütününün bir parçası olarak lanse ediliyor.

Özellikle 15 Temmuz, Halil Berktay ve benzerleri gibi siyaset yapma pratiğini büyük oranda bu argümanlara odaklamış “anti-muhalefet” çevreleri için önemli bir “lütuf” ve darbe iddialarını temellendirecek somut bir dayanak oldu. Ancak 15 Temmuz’un ardından ilan edilen OHAL sonrası yapılan ve genellikle döviz dışında materyalin bulunmadığı eylemlere (örneğin liselilerin Kadıköy’deki karne eylemine ya da havalimanı işçilerinin protestolarına) yönelik sert polis saldırıları da, bu çevrelerin hak arama eylemlerini hedef göstermek için öne sürdüğü “ama ellerinde sapan-molotof vardı” söylemini boşa düşürdü. Bu bağlamda “anti-anti AKP” projesi, iktidarın onay verdiği makul sınırlar içinde yapılırsa aslında AKP tarafından istenen muhalefetsiz “siyaset” stratejisine yedeklenmiş oldu. Böylece muhalefetin kendisini sıkıştırdığı “anti-AKP” argümanı üzerinden pozisyon alan “anti-anti AKP”ci muhalefet karşıtlığının, iktidar partisinin murat ettiği siyasetsizlik stratejisinin bir aparatından başka bir şey olmadığı ortaya çıktı.

Emrah Tekin

[email protected]

 

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 47. sayısında yayınlanmıştır.

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , , , ,

Giriş
Login