Üniversiteler Değişirken…

OHAL öncesi süreçte başlayan üniversitelerdeki değişim OHAL’in etkisiyle kendini daha da belirgin hale getirdi. Kampüs içerisinde bulunan çevik polis otobüsleri, her yerde kol gezen sivil polisler, afiş asıldıktan, bildiri dağıtıldıktan hemen sonra panolardan toplanan afişler, insanların ellerinden toplanan bildiriler, 3 kişi yan yana gelince “eylem mi yapacaksınız” diyen özel güvenlikler, x-ray cihazları; derslerin adeta milliyetçi muhafazakar propagandaya dönüşmesi, kadın ve erkek öğrenciler arasındaki ilişkiye müdahale edilmesi ve daha bir sürü şey… “Köklü üniversiteler” olarak adlandırılan, üniversiteleri özgürlüğün merkeziymiş gibi gösteren o “prestijli” üniversitelerde bile artık özgürlük çok uzaklarda…

Devletin Afrin saldırısının ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde “bir grup” öğrenci saldırının kutlanması adına lokum dağıtma etkinliği düzenledi. Buna karşılık Boğaziçi Üniversitesi’nden öğrencilerin “İşgalin, Katliamın Lokumu Olmaz” diyerek açtıkları pankartın ardından taraflar arası tartışma (çatışma) çıktı. Lokum dağıtan bir grup öğrencinin hangi gruptan olduğu da kısa zamanda anlaşıldı. Erdoğan İstanbul’daki bir konuşmasında, ara sıra sataşmadan edemediği Boğaziçi Üniversitesi’ne yönelik “İstanbul’da bir üniversitede, adını söylemeyeyim zaten anlarsınız. Çıktılar orada imanlı, milli, yerli gençlik Afrin’le ilgili lokum dağıtıyor. Bu gençlik orada lokum dağıtırken o komünist, vatan haini gençler onların bu masalarını dağıtmaya yelteniyorlar. Bunlar terörist gençler. Bu terörist gençlerle ilgili her türlü çalışmayı yapıyoruz, onu söyleyeyim. Onların eşkâllerini belirlemek suretiyle bu üniversitede okuma hakkını vermeyeceğiz. Üniversite terörist gençlik yetiştirmez.” açıklamasında bulundu. Yani yetişmekte olan yerli ve milli gençlik, “komünist” gençlikle karşı karşı karşıyaydı!

Erdoğan’ın hedef göstermesinin ardından 15 öğrenci gözaltına alındı, 12 öğrenci tutuklandı, şimdi örgüt propagandası yapmaktan yargılanıyorlar.

Beyoğlu’nun Marjinalleri…

Tam da Boğaziçili öğrencilerin tutuklanmasından bir gün önce yine Erdoğan şu açıklamayı yapmıştı: ‘Biz bunları nereden tanırız? Taksim’de Gezi olaylarından tanırız. Biz bunları 17-25 Aralık emniyet, yargı darbe girişiminden tanırız, biz bunları çukur eylemlerinden tanırız.” Ardından da ekledi; “Zaman zaman Beyoğlu sokaklarında da arzı endam ettiklerini gördüğümüz bu marjinaller edepleriyle durdukları müddetçe bu ülkenin renklerinden biri olarak kalabilirler. Ama baskıya, kendilerinde olmayanlara tahammülsüzlüğe, saldırıya, şiddete vardırırlarsa hiç kimse kusura bakmasın, kulaklarından tutar ait oldukları yere fırlatırız…” dedi.

Üniversiteler, neredeyse liseler kadar (özellikle imam hatip liselerin varlığıyla ilgili gündemler) her zaman eğitim tartışmalarının odak noktasında olmuştur. Yazının girişinde bahsedilen üniversitelerde polisin varlığı, afiş yasakları vs. gibi değişiklikler, üniversitelerin biçimsel olarak değişiminin göstergesidir. Yapısal değişim ise özellikle muhalif akademisyenlerin üniversitelerden atılmasıyla hız kazanan ideolojik dönüşümün kendisidir. OHAL ile kendini daha da belirginleştiren bu yapısal değişiklik, “prestijli” üniversitelerde de kendini belirginleştirmiştir. Dilden dile dolaşan “üniversitelerin özgürlükler meydanı” olduğu zaten bir yanılsamadan ibarettir. Devletin ve kapitalizmin devamını sağlayacak olan bireylerin yetiştirildiği üniversitelerde, bundan önce az da olsa gençlerin kendilerini, düşüncelerini “ifade edebildikleri” yerlerdi. Önce ODTÜ, ardından İstanbul Üniversitesi, Yıldız Teknik ile başlayan ve dalga dalga büyüyen bu değişim sürecinin gündeminde şimdi herkesin örnek gösterdiği Boğaziçi Üniversitesi’nde bile türlü türlü yasaklar, tutuklamalar, gözaltılar söz konusu. Boğaziçi’nin “prestijli” olmasını sağlayan okula yerleşme puanının yüksek olması mı, “ifade özgürlüğü”nün bulunması mı, yoksa sadece bir bu özgür üniversite miti mi, bu da apayrı bir konu.

Erdoğan Boğaziçi Üniversitesi’nden öğrencileri daha önceden tanıdığını söylemiş, Gezi’den, 17-19 Aralık operasyonlarından tanıyormuş. Edepleriyle yerinde durmayan marjinalleri kulaklarından tutup fırlatacakmış. Öğretmenlerinin diliyle konuşan Erdoğan, bir süre daha liselileri bırakıp üniversitelerle uğraşacak gibi görünüyor. Üniversiteye okullarını okuyup “hayatlarını kazanmak” için gelenler, edepleriyle durup ülkenin renkleri olarak varlıklarını sürdüredursunlar, o komünist gençler, okula girmese de olur, okulun duvarlarından atlamanın bir yolu elbet bulunur.

Ece Uzun

[email protected]

 

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 45. sayısında yayınlanmıştır.

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , , ,

Giriş
Login