1.5 milyar metreküp hafriyat çıkacak, inşaatında 5000 kişi çalışacak, bittiğinde 1000 kişiye istihdam sağlayacak, 45 kilometre uzunluğunda ve 600 metre genişliğinde olacak, 1350 DTW büyüklüğündeki gemiler rahatlıkla geçebilecek, üzerinde 6 köprü olacak, 5 yılda tamamlanacak ve daha neler neler… Bunlar, Tayyip Erdoğan’ın ilk olarak 2011 yılında açıkladığı, şimdilerde ise ihalesinin yapılacak olmasıyla gündeme gelen Kanal İstanbul projesine ait rakamlar.

Elbette iktidarın hemen her gün dilinden düşürmediği, yandaş medyanın öve öve bitiremediği bu rakamlar, bazı gerçeklerin üzerini kapatmak için bilinçli olarak öne çıkarılıyor. Örneğin bu rakamlarda, çok uzak olmayan bir gelecekte Marmara Denizi’nin oksijensiz kalarak ekolojik yaşamın olmadığı, hiçbir canlının üremediği, çeşitli koku verici gazların çıktığı bir denize dönüşecek olması gerçeğine yer verilmiyor. Şimdiki durumda, Avrupa’nın atıklarını Karadeniz’e taşıyan Tuna Nehri ile gelen azot ve fosfat gibi zararlı maddeler, Boğaz’daki ters akıntılar, güneyden gelen rüzgar (lodos) ve boğazın doğal yapısındaki kimi tepeler sayesinde Marmara Denizi’ne yoğun bir şekilde geçemiyor. Eğer kanal devreye girerse bu maddelerin Marmara’ya rahatlıkla akmasının ve denizi zehirlemesinin önünde hiçbir engel kalmamış olacak. Üstelik kanal yalnızca İstanbul’u değil, tüm Marmara ve Akdeniz’in sıcaklığının ve tuzluluk oranlarının değişmesiyle beraber bu denizlere kıyı bütün yerleşimleri de olumsuz etkileyecek, bugün tarım yapılan topraklar kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.

Bu rakamlarda, hali hazırda içme suyu sıkıntısı yaşayan ve bu yüzden Melen Çayı’nı borularla taşımak zorunda kalan İstanbul’un su varlıklarının kanal inşaatı altında kalacağı bilgisine de ulaşamıyoruz. Gerçekten de Kanal İstanbul’un inşa edilmesi düşünülen güzergahında bulunan Küçükçekmece Gölü ve Sazlıdere Barajı artık birer yat limanı haline gelecek. Yine kanal güzergahında bulunan Terkos Gölü ise tamamen kuruyacak. Üstelik yine Tuna nehrinden gelen zehirli atıkların ve tuzlu suyun kanal boyunca su havzalarına sızacak olmasından ötürü İstanbul’un zaten az olan içme suyu bütünüyle kullanılamaz hale gelecek.

Bu rakamlar, İstanbul’un, büyümeyi ve kalkınmayı inşaata endeksleyen iktidarın, kanal çevresinde kurulacağını söylediği yeni şehrin yükünü taşıyıp taşıyamayacağına ilişkin soruları da yanıtsız bırakıyor.

Aslında, Kanal İstanbul Projesi, 3. havaalanı ve 3. köprü gibi, üzerinde konuşulmadan, detayları incelenmeden, farklı düşüncedekilerle tartışılmadan, dahası bölgede yaşayanlara sorulmadan “oldu bitti”ye getirilmek istenen yeni bir ekolojik yıkım projesinden başka bir şey değil. Erdoğan’ın bu proje için “Kim ne derse desin yapacağız” sözü iktidarın kendi bildiğini okuma niyetini doğrular nitelikte.

Kanal İstanbul Projesi ‘çılgın proje’ olarak adlandırıldı baştan beri, ama şu kesin: Bu proje tam bir çılgınlık!

 

Gürşat Özdamar

[email protected]

 

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 42. sayısında yayınlanmıştır.

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , ,

Giriş
Login