Müftüye nikah kıyma yetkisi getiren yasa, diğer OHAL yasaları gibi apar topar hiç vakit kaybettirmeden uygulamaya konulmak üzere meclisten geçti. Toplumda dini otoriteyi sağlayan Diyanet’e ve toplumdaki bireyleri dini konularda bilgilendirmekle görevli müftülere neden böyle bir yetki verildi? Son günlerde birçok farklı mecrada bu sorunun cevapları üzerine tartışılıyor.

Öncelikle bu yasa kimin eliyle hazırlandı ve yasalaştı? AKP’nin. AKP, 2002 yılından bu güne sosyal politikalarla toplumun her kesimine etki edebilecek uygulamaları neden bir bir hayatımıza geçiriyor? Toplumun her kesimini biçimsel olmasa da muhafazakârlaştırmak için. Peki, bu uygulamaların neden birçoğunu kadın üzerinden kuruyor? Çünkü kadın, toplumun sosyal alanlarına en fazla nüfuz eden en etken kimliktir de ondan.

İlk uygulama neydi? Başörtüsü serbestliği. Önce üniversitelerde hemen ardından devlet dairelerinde, şimlerde hemen her yerde.

Akabinde Kadın Bakanlığı yerine Aile Bakanlığı. Önce Kürtaj yasaklandı hemen ardından “üç çocuk” politikasıyla akıllara kazınan “doğum kontrolü”.

Sonrasında kadın-erkek eşitsizliği bahane edilerek önerilen “annelik teşviki”. Önce süt izniyle döner sermaye gelirleri kesildi. Ardından anneliğin çalışma hayatına olan etkisi gerekçe gösterilerek peşi sıra gelen uygulanmalarla (doğum izni, yarım zamanlı çalışma…) kadın eve hapsedildi. Kiralık işçilik yasasının çıkartılmasındaki en önemli etkenin de annelik teşviki yasası olduğunu unutmayalım.

Şimdilerde müftü nikahı demişler ne fark eder? Ha müftü, ha memur ne fark eder? Kadınlar farkında mısınız? Değişiyoruz işte. Eve kapatılıyoruz, biçimsel olarak kapatılıyoruz, bedenimiz hakkında karar alamıyoruz, kimliğimiz belli rollere hapsediliyor, ekonomik özgürlük denilen savsatanın hayatlarımıza olan tek etkisi “çalışan anne” olabilmek. Seçme özgürlüğümüz sadece bir “oy”a indirgeniyor o kadar, çünkü hayatımızla ilgili bütün kararlar bir grup erkek egemen tarafından alınıyor. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi her gün bir katliam oluyoruz.

Peki, neyi tartışıyoruz? Laiklik-sekülerlik mi? Ya da muhafazakarlık? Hangi politikanın hangi politik rejimin kurbanları oluyoruz? Tüm bu uygulamalar bizi bir islam devletine mi dönüştürecek yoksa? Farkında mısınız? Bu tartışmaların ekseninde döndükçe daha da sıkışıyoruz, sıkıştırılıyoruz. Sorunun esas temelini fark etmedikçe, bir araya gelip örgütlenmedikçe, esaretin yerine özgürlüğü koyup değiştirmedikçe yani özgürleşmek için harekete geçmedikçe ne fark edecek?

Ne devlet, ne din, ne de toplumdaki erkek egemen değer yargıları… Hepsini itin bir kenara ne yaptırmak istiyorlarsa yapmayın, ne söyletmek istiyorlarsa söylemeyin! Çünkü yüzyıllardır hepsi kadının ve özgürlüğün karşısında!

Yaşasın nikah kıymayan, anneliği meslek edinmeyen, hiçbir kariyer istemeyen kadınların özgürlüğü! Yaşasın özgürlük mücadelemiz!

Zeynep Kocaman

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 41. sayısında yayınlanmıştır.

 

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , , , , , ,

Giriş
Login