Dünya Yanıyor!

İngiliz meteorologlar hava durumu istatistiklerini tutmaya 1659’da başladılar. Dünya Meteoroloji Örgütü’nü kurup farklı coğrafyalardaki yıllık verileri toplayarak oluşturdukları resmi kayıtlarsa 1880’den sonra başladı.

2016 yılı, kayıt tutulmaya başladığından bu yana, dünyanın en sıcak yılıydı. Ortalama küresel su ve kara yüzey sıcaklıkları 14,8 dereceye yükseldi. Uzmanlar, 2017’nin ilk yarısının, 2016’dan da sıcak olduğunu söylüyor. Kısacası, yanıyoruz!

Sıcaklıktaki yükselişin her noktasında ekolojik yıkımı gerçekleştiren devlet-şirket iş birliğinin parmak izleri var. 1800’lerin sonunda yükselen sanayi, ısıyı atmosferin içine hapseden karbondioksit ve sera gazlarını katlayarak arttırdı. Öyle ki, 2011 yılındaki karbondioksit salınımı 1880’deki oranlardan 150 kat fazla, 2017’de 2011’den de fazla.

Küresel ısınma, ekolojik yıkım ve talan politikalarının sonuçlarından yalnızca bir tanesi. Yaşadığımız gezegeni yaşanmaz hale getirmeye çalışanların plan-projeleri gün be gün artıyor, bunların sonuçları da bizleri daha fazla yakar hale geliyor.

Peki ya Yaşadığımız Topraklar?

Yaşadığımız topraklarda da durum yukarıda anlatılandan farklı değil. Climate Central’ın hazırladığı rapora göre sera gazı emisyonları azaltılmazsa 2100 yılında İstanbul’da en yüksek ortalama yaz sıcaklığı 27.4’den 33.7 dereceye çıkacak; İstanbul, Kahire gibi olacak.

Yıllardır devletin çıkarı, şirketlerin rantı için getirilen uygulamalar ve onaylanan projelerle doğanın ve yaşamın talanı sürüyor. Bu talanın, 2016 Temmuzu’nda ilan edilen OHAL ile yasal bir zemine taşındığını ve daha da hoyratlaştığını söyleyebiliriz, çünkü faşizmin güçlendiği zamanlarda, kapitalizm kendine daha geniş alanlar açar.

Ekolojik Yıkım Meşrulaştırıldı

OHAL sürecinde sokağa çıkma yasağı ilan edilen ve operasyonların düzenlendiği Kürdistan coğrafyasında -aslında 2002’den bu yana planlanmakta olan- projeler hızlandırıldı. 2015’te hendek sürecindeki devlet operasyonları, OHAL çerçevesinde kapsamını genişletti. Artık bu bölgelerde “kuş uçurtmuyorlar!” Doğayı ve yaşamı katlediyor, kalekollar kuruyorlar. Örneğin Hevsel Bahçeleri için planlar önceden yapılmıştı, ancak OHAL ablukasında saldırı kolaylaştı, talan başladı.

Neredeyse bütün dereler, HES projeleri için şirketlere devredildi. Maden şirketleri, nükleer santraller, HES, RES, GES projeleri arttıkça artıyor. OHAL sonrası ÇED süreçlerine verilen jet onaylar dikkat çekiyor. İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, bir gün içerisinde 9 ilçede toplam 9 proje için “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu gerekli değildir” kararı verdi örneğin.

Cerattepe’de ise Danıştay, yerel mahkemenin verdiği “Burada madencilik yapılabilir” kararını, gerekçe göstermeden onadı. 2009 yılında 2 ruhsatı “Burada madencilik yapılamaz” diyerek iptal eden Danıştay, 2015 yılında da ÇED’in iptalini “Burada madencilik yapılamaz. Yapılırsa Artvin yaşam alanı olmaktan çıkar, korunan alanlar tehlikeye girer” diyerek onaylamıştı. Ancak OHAL sürecinde yeniden maden izni çıkmış oldu, bölge yaşamı yok sayıldı.

Trakya’dan Amed’e Talanın Adı: Kaya Gazı

Yaklaşık 6 yıldır gerçekleştirilmesi planlanan ancak durdurulan kaya gazı projelerine yeniden start veriliyor. Amed’in Hazro ve Silvan ilçeleri arasında sondaj çalışmaları başladı bile. Kaya gazı projelerinin bulunduğu bölgelerdeki evlerde musluk sularının, su kaynaklarına karışan gaz ve kimyasallarla, çakmak çakınca alev alacak kadar tehlikeli hale geldiğini, daha önce de yazmıştık.

Tekirdağ Ziraat Mühendisleri Odası, Norveç ve Kanada merkezli iki şirketin Tekirdağ’da izin almadan sondaj çalışması ve kaya gazı ölçümü yaptığını açıklıyor. İzinsiz yapılan bu çalışma, yasal olarak şirketlere yönelik hiçbir problem yaratmıyor. Ancak Trakya’daki yaşama yaratacağı problem oldukça büyük. Fay hatlarıyla dolu bu coğrafyada kaya gazı çıkarmak, fay hatlarının kırılması ve büyük bir depremin tetiklenmesi anlamına geliyor. Kaya gazını çıkarmak için kullanılan 640 çeşit kimyasalın toprak ve havanın zehirlemesi, buradaki canlı yaşamının yok edilmesi de cabası…

Zeytinliklerin Çilesi Bitmiyor

OHAL sürecinde gündemleştirilen, zeytinliklere sanayi tesisi yapılmasının önünü açan yasa tasarısı, tepkiler üzerine Meclis’te geri çekildi. Ancak yazlık villa inşaatları zeytinlikleri tehdit etmeye devam ediyor. Özellikle Çanakkale-Edremit hattındaki sahil bölgelerinde yazlık sitelerin zeytinlik işgali giderek genişliyor. Yangın çıkarmak ise yine talancıların “olmazsa olmazı”. Zeytinlik yasasının geri çekilmesinin ardından -ne hikmetse- İzmir’in ranta açılacak bölgelerindeki zeytinlikler tutuşuveriyor.

OHAL Yaşam Savunucularına Saldırıyor

KHK’larla çok sayıda ekoloji derneği kapatıldı. Birçok yaşam savunucusu gözaltına alındı, tutuklandı. Her basın açıklamasına, eyleme polis saldırısı gerçekleşti. Antalya’da taş ocağına karşı mücadele veren Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu çifti, taş ocağı şirketinin 50 bin lira karşılığında kiraladığı katil tarafından evlerinde katledildi.

Saldırılar, sadece insanlarla sınırlı kalmıyor elbette. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılması için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca hazırlanan, özellikle sokak hayvanları için sürgün ve ölüm içeren yasa tasarısı da gündemde. Şu anda bile yasal engel olmasına rağmen, birbirlerine gizlice kedi ve köpek atan belediyeler, tasarının verdiği imkan ile ilçe dışına ve başka şehirlere hayvanları atmayı daha da hızlandıracaklar. Sokak hayvanı sayıları kontrol edilemez biçimde artacak, bu gerekçeyle hayvanlar zehirlenecek, vurulacak, katledilecek.

Bütün bunlar olurken, OHAL patronlara, iktidarlara yarıyor. KHK’larla acele kamulaştırma kararları gerekçelerine, Hidroelektrik Santrali (HES) ve diğer enerji projelerine ek olarak köprü ve yol yapımları da ekleniyor. Bu projeler Yap-İşlet-Devret yöntemiyle hem devletin hem de patronların karına kar katıyor.

Çılgın Projeler Artık “Dokunulmaz!”

OHAL boyunca “mega” projelere dokunulmazlık getirildi. Adına “mega” diyerek pazarladıkları, doğanın ve yaşamın katili olan projeler… OHAL sürecinde çıkarılan başka bir KHK ile, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ek olarak Bakanlar kurulu kentsel dönüşümde söz sahibi oldu ve doğrudan “riskli alan” ilan etme yetkisi kazandı. Böylece Bakanlar kurulu da tanıdıklara, eşe dosta arazileri daha kolay peşkeş çekebilecek. Tarlabaşı360 gibi projeler daha da prim yapacak. 3. Boğaz Köprüsü, Marmaray, Avrasya Karayolu Tüneli, Osmangazi Köprüsü yetmezmiş gibi 3. Havalimanı, İstanbul Finans Merkezi, Galataport ve Haliç Yat Limanı projeleri de sürüyor.

Çıkarılan KHK’larla birçok kuruluş Varlık Fonu’na devredilmişti. Varlık Fonu’nda biriktirilen dev mali değer, mega projeler ve Cumhurbaşkanının onayladığı yeni özel sektör yatırımlarına aktarılacak. Bu yatırımlarla beslenecek olan projeler, sadece proje arazisini değil, etrafındaki bölgeyi de rantçıların hedef tahtasına yerleştirecek.

Bu projelerin tamamlanması demek, İstanbul’un yağmur ve oksijen kaynağı olan ormanların parçalanması, o ormanlardaki canlı-cansız tüm doğal varlıkların ortadan kaldırılması demek. Suyun kirletilmesi, Terkos ve Sazlıdere Baraj Gölleri’nin kaynaklarının hızlıca kurutulması, sebep olanların bize utanmadan “Kuraklıktan ötürü suyu idareli kullanın!” diyecekleri açıklamalar demek.

Çanakkale Bile Geçilecek!

Mega projelerden biri de Binali Yıldırım’ın “ayak açıklığı en uzun köprü” olmasıyla övündüğü ancak 50 bin dekar tarım arazisini yok edecek olan 1915 Çanakkale Köprüsü. Köprüyle beraber Marmara’nın etrafının kelepçe gibi otoyollarla çevrilecek ve otoyol inşaatları Kaz Dağları’na büyük zarar verecek. 10 bin futbol sahası büyüklüğünde bir alan kamulaştırılacak. Otoyollar için 7 şantiye, 19 yeni taş ocağı kurulacak. İnşaattan çıkacak olan 100 milyon metreküplük hafriyat, acaba hangi ormana atılacak, hangi denize dökülecek?

Doğu Karadeniz’de ise, 8 ilin yaylalarını birbirine bağlayacağı ileri sürülerek, plansız ve projesiz olarak, kısmi ihalelerle yapımına başlanan ve 2 bin 600 kilometre uzunluğunda olması planlanan Yeşil Yol mega projesinin çalışmaları; aldığı onca tepkiye, yapılan onca eyleme rağmen, yeniden başlatıldı.

Yukarıda sayılanlarla sınırlı kalmayan projeler, yasalar; OHAL süreci boyunca yükselerek süreceğe benziyor. Bu süreci durdurmazsak, 1000 kelimede özetlenen ekolojik yıkımın bilançosu, kelimelere sığmayacak boyutlara ulaşacak ve telafisi olmayacak!

Özgür Erdoğan

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 39. sayısında yayınlanmıştır.

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , , ,

Giriş
Login