zemzeri

Soğuk zemheri günlerinden geçiyoruz. Havanın soğuğuna alışsa da bedenlerimiz, gördüklerimizin-duyduklarımızın-yaşadıklarımızın kanımızı dondurduğu; ancak öfkemizle biraz olsun ısınabildiğimiz günlerden…

Asker, polis, JÖH, PÖH, Esedullah Timi, Yalçınhan Timi; ne varsa saldırıyor. Şu ya da bu hükümetin değil; tarihi katliam, kendisi katliam olan devletin kolluğu, sermayenin bekçileri saldırıyor. 20 Temmuz’da gerçekleştirilen Suruç Katliamı’nın hemen ardından 24 Temmuz itibariyle yükselmişti bu saldırılar. Ama Ahmed Arif der ya; “Dumanlı havayı kurt sevsin / Asfalttan yürüsün Aralık, / Sevmem, netameli aydır.” Netameli gelmişti Aralık, tekinsiz. Devlet hunharca saldırdı.

TİHV (Türkiye İnsan Hakları Vakfı)’nın yayınladığı rapora göre; 16 Ağustos 2015-21 Ocak 2016 tarihleri arasında 7 il, 19 ilçede toplam 1 milyon 377 bin kişiyi etkileyen 58 sokağa çıkma yasağı ilan edildi mesela. Bu süreçte 39’u çocuk(!) 198 kişi, devlet tarafından katledildi. Abluka ve katliamın en yoğun olduğunu söyleyebileceğimiz beş ilçe olan Sûr, Cizîr, Silopiya, Kerboran (Dargeçit) ve Nisêbîn’de 11 Aralık’tan 21 Ocak’a kadar 19’u çocuk 113 kişi katledildi. (Bu rakamlar, yalnızca resmi kayıtlara geçebilen ölülerimizi kapsıyor.)

Ana akım medyanın, “Teröristlere rağmen devlet Kürt köylerine canla başla çalışıp paletli ambulanslarla yardım götürüyor”, “halkına sahip çıkıyor” gibi reklamlarının ayyuka çıktığı günlerden geçiyoruz. Gerçekleştirilen işkenceyi, zulmü, katliamı görüyoruz.

Görüyoruz; 57 yaşındaki kadını vurdular, Taybet Ana’yı. O yaralıyken yardıma gideni de vurdular, öldürdüler. Tam 7 gün boyunca cenazesini almak için evden başını uzatana ateş ettiler. “Annem tam tamına yedi gün sokakta kaldı. Hiçbirimiz uyuyamadık köpekler gelir, kuşlar konar diye. O orada yattı, biz 150 metre ilerisinde öldük. Bir insan bir insana ne kadar acı çektirebilirse, devlet de bize yedi günde bunu yaptı… En acısı, kaç saat yaralı kaldı bilememek. Keşke diyorum hemen ölmüş olsa. Siz benim annemi öldürdünüz.” diyen oğlunu, yeni yasa çerçevesinde cenazenin kimseye haber verilmeden gizli kapaklı gömüldüğünü unutamasın hiç kimse.

Kimse Cemile’yi de unutamasın. Katledildikten sonra cenazesine izin verilmeyen, annesinin cansız bedeni kokmasın diye derin dondurucuda sakladığı 10 yaşındaki Cemile Çağırga’yı.

16 Ağustos’tan 21 Aralık’a katledilen 198 kişiyi, 198 ayrı yaşamı, hikayeyi, öncesinde ve sonrasında katledilenlerimizi unutamasın kimse. Cizîr’de 30’a yakın ağır yaralının 23 Ocak’tan beri mahsur kaldığı, buna rağmen devlet tarafından tanklarla toplarla viran edilmeye devam eden “Bostancı Sok. No:23”teki kırmızı binanın bodrum katını unutamasın. Yaralılar, ambulans ya da hastaneye götürülmelerine izin verilmediği için bu bodrum katına taşındılar. Dayanışma çağrılarına, AİHM tedbir kararlarına, halkın çığlığına rağmen hala oradalar. Teker teker ölüyorlar. Bina tepelerine çökmek üzere. Ölenler kokuyor, yaralıların yaraları kokuyor. Dışarıdakilere, “Cizreye Ses Verin” mesajları yollayıp dakika dakika anlatıyorlardı bunları. “Su” diyorlardı, açlardı. Bu yazı yazılırken özel harekatçılar operasyon gerçekleştirdi binaya; sesleri, mesajları kesildi. Kaçının yaşadığını bile bilmiyoruz. Ambulansa hala izin vermiyor devlet. Unutamasın kimse!

Yine Ahmed Arif diyor ya: “Zemheri de uzadıkça uzadı…” Bir araya gelip seslerine ses vermezsek, zemheri sürecek. Sadece katledilenlerimize değil, kimseye bahar gelmeyecek!

Şu anda bir binanın bodrum katında bekliyorum. Bu son mesajım olabilir.

Mercan Doğan

[email protected]

Bu Yazı Meydan Gazetesi’nin 31. sayısında yayımlanmıştır.

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler:

Giriş
Login