agineydi

Tabldotlarla yemekler alınırken usulca sokuldu Azad, kendisi ve diğerleri için hayati değeri olan, güncelliğini hiç yitirmeyen o soruyu sorarken;

-AGİ dahil mi?

Önce anlam veremedim, sonra hatırladım. Ücretleri düzenli ödenmediği için, ücretsiz zorunlu izne çıkarıldıkları için ve ayrıca tuvalet-banyolarında sabunları dahi olmayan, o berbat çalışma şartlarından dolayı iş durdurma eylemine başlayan 3. Havalimanı inşaatında çalışan işçilerin direnişine gittiğimizde, çoğaldı tereddütlü sorular.

-1300 liraya AGİ dahil mi değil mi?

-Ben evliyim benimki ne kadar?

-Benim iki çocuğum var benimki ne şimdi?

-Sigortam kaçtan yatacak peki?

Ardı arkası kesilmeyen sorular… İlk duyan için anlamsız 3 harfin yan yana gelmesinden başka bir şey ifade etmeyen bu isim; işçiler için bir nefes alma, belki de eve bir tane daha şekerli tatlılı bir şey götürmenin anlamıydı. Devlet içinse biraz daha oyalamanın…

AGİ, Asgari Geçim İndirimi Demek. Devletin Verdiği Adıyla…

Hükümetin, yılbaşından sonra Resmi Gazete’de yayınladığı kararın ardından yürürlüğe soktuğu asgari ücret 1300 lira oldu. Neyin asgarisi, neyin ölçütü olduğu belli olmayan; kiminin tek gecelik harcaması, kiminin tüm geçimi olan bu uygulama, devletin işçisine verdiği en az para.

Değişen Tek Şey; Tutarlar

Asgari ücretin belirlendiği ilk kanun, 1894 yılında Yeni Zelanda’da yasalaştı. Avustralya ve İngiltere, Yeni Zelanda’yı izleyen ilk ülkeler oldu. Türkiye’de ise asgari ücret 1936 tarihli İş Kanunu ile mevzuata girse de, uygulamaya 1951’e kadar geçilemedi. 1951’den 1967’ye kadar geçen süre içinde de, asgari ücret mahalli komisyonlar tarafından belirlendi. Günümüze kadar birkaç değişiklikle varlığını sürdüren Asgari Ücret Tespit Komisyonu uygulaması ise 1967’den sonra başladı.

Bu tarihten itibaren değişen tek şey tutarlar oldu. 1969’dan bu yana, Türkiye ekonomisinin her vatandaşının cebindekini 1,5 kat arttıracak kadar büyümesine rağmen, 1969’da asgari ücret alan bir işçi, 2015’te reel olarak ücretin sadece %50 fazlasını alabildi. Türkiye’de, asgari ücretle ve onun yakınında olan bir ücretle çalışan işçi sayısının fazlalığını dikkate aldığımızda, sadece bu tablo bile Türkiye’deki gelir adaletsizliğini gözler önüne seriyor.

Asgari ücret zammının üstünden bir ay geçmemişken, İstanbul’da toplu taşımaya zam geldi. Elbette diğer şehirlerde de benzer zamlar olacak. Yine yılın ilk günlerinde elektrikten pasaporta, vergiden köprü ve otoyola, hatta meyve sebzeye kadar her alanda yapılan zamlar da cabası… İşçinin aldığı zam, yine bir yolu bulunup geri alınacak.

Bazen Çok, Bazen Az; Fakat Hep Aç!

Asgari ücretin azlığı, yetmediği konusunda fikir ortaklıklarının çoğaldığı bu zamanlarda, emeğin ücretlendirmesinin başlı başına yanlış olduğunu söylemek gerekir. Mesele, devletlerin ekonomisini büyütmek adına karın tokluğuna çalıştırdığı işçinin emeğini sömürmesi değildir sadece. Mesele, devletin otoritesini sağlamlaştırmak için patronların sermayesine ihtiyaç duymasıdır ve işçinin emeğinin ücretlendirilmesinin kendisi, yoksulun yoksul, zenginin zengin olarak kalmasından başka bir şey değildir. Devletlerin işçiyi oyalamak amaçlı, asgari ücretin ne kadar olması gerektiği konusunda açtığı tartışmalarsa, sığ sularda yüzmek gibi. “Bilinç taşıyıcılığı”nı şiar edinen ve sınıf perspektifinden baktıklarını söyleyenlerin de bu tutarın etrafında kulaç atmaları, diğer sığ su yüzücülerini de gözler önüne seriyor.

Bazen çok, bazen az; fakat hep aç! Bazen ekmeğin yanında reçel olur, bazen zeytin; ancak yenilen şey, her zaman ekmek ve zeytin kadardır. Asgari denen ücret de ne kadar değişirse değişsin; biz ezilenlere, işçilere ölmememiz için verilendir aslında. Yaşatmak için değil, daha fazla çalıştırabilmek adına verilendir. Emeğin ücretlendirilebilecek bir değeri yoktur, olamaz da. Hele ki bunu belirleyenler, hiç asgari bir yaşam sürmemişlerse.

Havalimanı inşaatındaki Azad’a ve diğer işçilere gelecek olursak; patronun verdiği söze inandılar, patron sözünü tutmadı elbette. Patron oyaladı onları, devlet gibi. Devlet de oyalıyor bizi, patron gibi. Ücret kırbacını ezilenler üzerinde şaklatarak. Zaman zaman sert, zaman zaman hafif. Sonrasında bir sessizlik…

Ezilenler için umut neydi; kırbacı kaldırmak mı, AGİ mi?

Sahi AGİ neydi?

Rıfat Güven

[email protected]

Bu Yazı Meydan Gazetesi’nin 31. sayısında yayımlanmıştır.

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , ,

Giriş
Login