25 Temmuz’da açılacak olan hızlı tren projesiyle Ankara-İstanbul arası 6 saat süren yol 3 saate düşecek. Peki hızdan kazanılacak zaman nerelerde harcanacak?

Uzun zamandır yapılan reklamlarla, ha açıldı ha açılacak denilen hızlı tren projesi, sonunda 25 Temmuz’da açılıyor. Kapitalizmin ‘’hız’’ı, bu hızlı tren serüveninde sık sık sekteye uğradı. 6 saatlik yol; tünellerle, köprülerle, hızlı trenlerle 2-3 saate indirilecek de ne olacak? Hızdan kazanılan zaman, nerelerde harcanacak? İş yerinde mi, yoksa yeni adı “Alışveriş ve Yaşam Merkezi” olan tüketim merkezlerinde mi?

Yine aceleci davrananlara hatırlatmak gerekir ki; 10. yılına giren Pamukova tren kazası da, hükümetin seçim meydanlarında “Hızlı tren getirdik!’’ diye kalkınma propagandası yapma iştahıyla, daha altyapı çalışmaları tamamlanmadan eski rayların kullanılması sonucu gerçekleşmişti.

1950’li yıllarda ABD’nin öneri ve müdahaleleri ile Türkiye’de neredeyse bir anda durma noktasına gelmişti demiryolları. Aslında bu, karayolları altyapılarının başlangıcına tekabül etmekteydi. 2. Dünya Savaşı’ndan karlı çıkan otomotiv şirketleri, karayollarına geçmenin kapitalizmin sömürü kanalını genişletmesi olduğunu anladı. Böylece ürünlerini tüketicilere ulaştırmakla kalmayacak, bu tüketicileri için petrole dayanan yeni bir tüketim alanı daha yaratacaktı.

Kapitalizmin üretimde olduğu gibi ulaştırmada da temel gereksinimlerinden biri olan “hız”ı sağlamak için, TCDD 2003 yılında hızlı tren hatları döşemeye başladı. Son on yılda 26 milyar TL kamu yatırımı alan TCDD, özel sektörün iştahını kabartacak bir konuma gelmeye başlamıştı. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, yasa ile yeniden düzenlenecek devlet-kapitalizm ilişkisini, “özelleştirme değil serbestleştirme” olarak adlandırmıştı. Türkiye’nin bu konuda bakması gereken bir yer var: İtalya’daki No Tav hareketi.

No Tav hareketi, 2005 yılından bu yana İtalya, Susa Vadisi’nde, sermayenin dolaşımını hızlandırmaya çalışan şirketlere ve devlete karşı haklı mücadelesini sürdürmeye devam ediyor. İtalya’nın Torino ve Fransa’nın Lyon şehirleri arasında inşa edilmesi planlanan bu tren hattı; Lyon’u Budapeşte’ye, oradan da Ukrayna’ya bağlamayı planlayan AB projesinin bir parçası.

No Tav hareketi, mevcut olan tren hattının zaten fazlasıyla yeterli olduğunu; bu bölgede İtalya’yı Fransa’ya bağlayan iki karayolu, bir otoban, bir demiryolu hattı, bir karayolu tüneli bulunduğunu belirtiyor. 90′ların başından beridir vadi halkı projeye karşı örgütlenmiş, direnmek için komiteler kurmuştur. Çevre köylerin yapısının bozulması ya da bu köylerin tamamen ortadan kalkacak olması, yapılan bu projelerin ekonomik ve sosyal felaket boyutlarını da göstermektedir.

Tren yolları, yeryüzünün her bölgesinde olduğu gibi, yeri geldiğinde savaşlara cephanelik, yeri geldiğinde sürgünlere taşınan insanlara yol olmuştur. Kapitalizm, oluşturacağı yeni pazarlar için yaşamsal alanları katletmeye, insan dışındaki varlıkları yok saymaya devam ederken; halklar, varoluşunu sömürü, talan ve ekolojik kıyım üzerinden sürdüren bu katillere karşı, direnişi tüm kararlılığıyla sürdürüyor.

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , , , , , ,

Giriş
Login