60 gün boyunca fabrikayı işgal eden, ardından fabrika önünde direnişlerine devam eden Greif işçileri, bugün hala daha çok kritik bir noktada duruyor. Greif direnişi bu topraklardaki işçi mücadelelerine hem önemli bir ivme kazandırmış, hem de kullanılan yöntem ve eylem tarzı ile son zamanlarda unutulmaya yüz tutan bir geleneği tekrar canlandırmıştır.

İşçiler öncelikle yola sadece ücret talepleri ile çıkmamış, başta Greif bünyesinde bulunan 44 taşerona ve bir bütün olarak taşeron sistemine karşı bir mücadele de başlatmıştır. Toplu İş Sözleşmesi’ndeki anlaşmazlığın ardından prosedürlere sıkışarak yasal grev sürecini beklemenin yerine doğrudan eylem gücünü kullanarak fabrikayı işgal eden Greif işçileri, işgal sürecinin daha en başlarında komiteler oluşturmuş, işgali yatay bir komiteler birliği ile sürdürerek öz örgütlülüğün gücünü göstermiştir.

60. güne gelindiğinde, bu topraklardaki en kanlı şafak baskınlarını aratmayan bir saldırıya maruz kalmışlardır. Bu saldırıları ilk olarak, 11 Greif işçisi çatıya çıkarak protesto etmiş; bunun ardından ise İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir başta olmak üzere, farklı noktalarda birçok dayanışma eylemi gerçekleştirilmiştir.

Fabrikadan zorla çıkartılan işçiler, bu kez de fabrikanın önünde bekleyişlerini sürdürerek bu saldırıları boşa çıkarmıştır. Böylesi bir direnişin, öncelikle Greif patronları olmak üzere, DİSK Tekstil yöneticilerinin, DİSK yönetiminin ve devletin dizinin titremesine sebep olduğu aşikar. Greif direnişi bugün gelinen noktada her ne kadar talepleri yerine getirilmemiş olsa da kazanmıştır.

Bu kazanmışlık ya taleplerin karşılanmasıyla taçlandırılarak işçi mücadelesinin tarihine damgasını vuracak ya da bundan sonraki direnişlere örnek olarak yine işçi mücadelesinde başka bir tarih başlatacak.

Greif işçilerinin 10 Şubat’taki işgalinin öncesinden başlayarak, bugüne kadar gelinen süreçte olumsuz deneyimler de yaşandı. Greif işçilerinin örgütlü olduğu sendika olan DİSK Tekstil; bu olumsuzlukların başında yer alıyor. TİS sürecinde sendika yönetiminin tavırlarıyla belirginleşen olumsuzluklar, yasal süreci beklemekten işgali sahiplenmemeye, işçi ile patron arasında ara buluculuk yapmaya ve başta Greif işçilerine olmak üzere, işçi mücadelesine ihanete varana dek sürmüştür.

Başta Genel Başkan Rıdvan Budak, Genel Sekreter Muzaffer Subaşı ve İstanbul Şube Başkanı Kazım Doğan gibi isimler olmak üzere, DİSK Tekstil yönetiminin tamamı Greif işçilerine karşı bir ihanet içerisine girmiştir. Daha ilk gününde işgali “yasadışı bir eylem” olarak niteleyen DİSK Tekstil yönetimi, işgal süresince en esaslı görevi olan direnişin maddi dayanaklarını oluşturma konusunda da tamamen uzak kalmıştır.
Tüm bu süreçte; işçiler ve işçilerle dayanışma gösteren devrimciler, bu ihtiyaçları kendi imkanlarıyla karşılamışlardır. Sendika yönetimi sürekli olarak, en azından temas halinde olması gereken işçilerle değil de, her seferinde patron ile bir araya gelerek görüş birliğine varmış ve neticesinde patrondan teşekkür mesajları almış durumdadır. Patronun işçilerle uzlaşmak adına her girişiminde ise; ara buluculuk yapmaktan daha da ileri giden DİSK Tekstil, işçilerden habersiz protokoller imzalayarak işçileri sıkıştırmaya da soyunmuş durumdadır. Öte yandan sendikanın bağlı olduğu konfederasyon DİSK ise, sürecin başında adeta gözünü yummuş, kulağını tıkamış bir vaziyette, ağzını bıçak açmaz bir hale bürünmüştü. Sonraki süreçte, DİSK Tekstil’in Şirinevler Şubesi’nin işgalinin ardından konfederasyon işçileri dinlemek zorunda kalmışsa da, DİSK Tekstil’i korumaktan hiçbir zaman imtina etmemiştir, üstüne üstlük işçilere de tıpkı patron ve patron temsilcileri gibi oyalayıcı sözler vermekten başka bir şey yapmamıştır.

Son olarak patron ve patron avukatlarıyla görüşerek bu işi çözeceğini belirten Kani Beko, bu görüşmeye de bizzat gitmemiş, gönderdiği avukat ve DİSK Tekstil yöneticileri aracılığıyla adeta işçilerin elini kolunu bağlamaya girişmiştir. Görüşmede imzalanan TİS ise işçilerin taleplerini karşılamak bir yana, bundan sonraki direniş sürecini dahi sekteye uğratma ihtimali taşıyor. Tıpkı direnişin 60. gününde gerçekleşen saldırı öncesi, Muzaffer Subaşı’nın DİSK adına imzaladığı protokol gibi.

Böylesi bir sendika ve konfederasyon işleyişi elbette ki öncelikle yönetim ile alakalıdır. Zira bahsi geçen sendika ve konfederasyon, yapısal işleyişi ve kullandığı yöntemler gereği, sendika yönetimi merkezlidir. Bu yöntemleri ve işleyişi kendi şahsi çıkarları için kullanmak isteyen onlarca insan sendikaya ve konfederasyona üşüşmüş durumdadır.

DİSK 15-16 Haziran’larda nasıl bir örgütken, bugün gelinen aşamada nasıl bir örgüttür? Kendi sürekli söz etmesine rağmen, faaliyet alanlarında bu tarihi utandıran yaklaşımlar sergilemek, yine aynı yönetimsel problemin bir yansıması değildir de nedir? Oysa işçilerin öz örgütlülüğünü sağlamak, işçiler arasında birlik ve dayanışmayı güçlendirmek gibi temel görevleri olan sendika, patronların ve devletin yasal süreçler vasıtasıyla faaliyetlerinin sınırlandığı; gün geçtikçe devlet ve patron güdümlü, işçilerden uzaklaşma politikalarının çıkmazına düştüğü bir noktaya gelmiştir.

Geçtiğimiz yıl bir isyana dönüşen Taksim Direnişi sonrası bu durum daha da belirginleşmiştir. Radikal doğrudan eylemler, öz örgütlülüğe dayanan işçi örgütlenmeleri, öz yönetim hedefiyle başlayan işgaller Taksim Direnişi’nde ve sonrasında işçi mücadelesinde tekrar belirginleşen pratiklerdir. Bu pratiklerin belirginleşmesi beraberinde sendikal örgütlenmeyi de farklı bir noktaya taşımaktadır. DİSK Tekstil başta olmak üzere tüm sendikalar ve konfederasyonlar hala daha Taksim Direnişi öncesindeki bürokrat, uzlaşmacı sendika anlayışında ısrar ediyor. Özellikle DİSK’in bu sendika anlayışındaki ısrarının bir anlamı yoktur.

15-16 Haziran’daki işçi öz örgütlülüğünün sendikayı aşarak bir isyana dönüştüğü günlerden bugüne gelindiğinde Taksim Direnişi’nin tekrar canlandırdığı aynı öz örgütlülük yine radikal doğrudan eylemler ile öz yönetimi kendine hedef belirlemiştir. Hala  daha hiyerarşik, bürokratik uzlaşmacı anlayışı sürdüren sendikalara gereken cevabı tekrar bu öz örgütlülük veriyor. Bunun en güncel örneği Greif işçilerinin Hadımköy’deki fabrika önünde ve DİSK Genel Merkezi’ndeki eylemleridir.

Başta DİSK olmak üzere tüm sendikalar ve konfederasyonlar bu eylemlere katılımı veya geliştirdiği tutumu doğrultusunda şekillenecek ve bu şekillenme de yine öz örgütlü işçiler tarafından gerçekleşecektir.

 

Halil Çelik

[email protected]

 

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 17. sayısında yayımlanmıştır.

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Giriş
Login